Roma’da cinsel yaşam

Roma’da cinsel yaşam

Genişleyen Roma bir yandan kolonilerini son derece tüketici ve verimsiz bir biçimde sömürürken, bir yandan da toplumsal ve cinsel yaşamında, Yunan kültüründe pek görülmeyen karanlık bir öğeye, sadizme yer vermeye başlamıştır. Zulüm ve şiddet, İmparatorlar döneminde Roma cinsel yaşamının ayrılmaz bir boyutu olmuştu.

Roma tarihinin başlangıcında uzun bir süre, evlilik oldukça yalın, bir ilişkiydi; evlenmelerde aşk ya da duygusal alışveriş üzerinde durulmaz, esas olarak evliliğin iki tarafa sağlayacağı, ekonomik yararlara önem verilirdi.

Aile’de babanın kadın ve çocuklar üzerindeki egemenliği mutlaktı. Erkek için ev dışında da cinsel doyum yolları vardı; ama Roma genelevlerindeki fahişelerin Atina’nın hetaera’larıyla hiçbir ortak yanı yoktu: bunlar, düşünsel ve duygusal değil sadece bedensel doyum sağlamakla yükümlüydüler.

Evliliklerde kadının getirdiği çeyiz ya da drahomanın önem kazanmasıyla birlikte kadınların hukuki ve genel statülerinde bir yükselme görüldü.

Drahoma ve miras yoluyla ellerindeki servet büyüdükçe, kadınlar daha çok bağımsızlık istemeye ve kocalarının despotizmine karşı çıkmaya başladılar.

Tarihçi Mommsen’in belirttiğine göre, “kadınların elinde biriken sermaye zaman zaman dönemin yöneticilerine öyle tehlikeli gözüküyordu ki, kadınların elinden varis olma hakkını alarak bunun önüne geçmeye çalıştılar”. Ancak bu yasa pratikte işlemedi; M.Ö. I. yüzyıla gelindiğinde üst sınıflardan Romalı kadınlar ekonomik bağımsızlıklarını tam olarak kazanmışlardı.

Pompei’de, yönetici ve zengin tabakalardan erkeklere hizmet eden lüks genelevlerin yanında, Roma’daki Subura semtinin ucuz fahişeleri de vardı. Yöneticiler genelevlere herhangi bir sınırlama getirmiyor, toplumda biriken cinsel gerilim için bir boşalma yolu, bir emniyet subabı sayıyordu bunları.

Aile birliğinin bozulması ve cinsel aşırılık ve sapmaların artması, alt sınıflardan çok üst sınıflarla ilgili bir olguydu; halk, eski sert ve çileci köylü yaşamını sürdürmekteydi. İmparatorların çok büyük bir bölümü, marazı cinsel eğilimler taşıyordu. Cinsel yaşamla saray entrikaları o kadar içice girmişti ki, yönetici sınıf üyeleri arasında sağlıklı bir ilişkinin doğmasını beklemek boşunaydı.

Ensest (mahremiyle birleşme) yasak olmasına rağmen, kız kardeşleriyle ilişki kuran imparatorlara, oğullarının metresi olan imparatoriçelere rastlanabiliyordu. Üstelik Roma’ da ensest’in Mısır’da olduğu gibi dinsel-simgesel bir anlamı yoktu; ya saraydaki iktidar mücadelelerinde bir araç olarak kullanılıyor (ipleri elinde tutmak isteyen imparator anaları) ya da düpedüz cinsel bir aşırılığın ifadesi oluyordu.

Eşcinsellik de yöneticiler, konsüller ve imparatorlar arasında daha sık rastlanan bir eğilimdi. Örneğin Sezar hem erkeklerle hem de kadınlarla ilişki kurardı; ona, “bütün erkeklerin kadını, bütün kadınların erkeği” derlerdi.

Sonradan deliren ve atını konsüllüğe tayin eden İmparator Caligula, kız kardeşi Agrippina’yı metres tutmuştu, sonra onu sürgüne gönderdi. Agrippina da Claudius’la evlendi, sonra Claudius’un oğlu Britannicus’un sürgüne gönderilmesini sağladı ve Claudius’un kendisini de zehirledi. Bundan sonra kendi oğlu Neron’un İmparatorluğa seçilmesini sağladı ve onun metresi oldu. Ancak Neron da annesini öldürttü ve Poppea ile evlendi. Sonra da, Poppea’nın ikinci gebeliği sırasında onu tekmeyle öldürdü. Roma’lı tarihçi Seutonius, Neron’un halka açık bir törenle bir oğlan çocukla evlendiğini de yazar.

Bir Cevap Yazın